14 Ağustos 2009 Cuma

"Herşey Geçer" Dedi Bilgenin Biri


Bir çocuk gördüm, bileğinde asılı bir poşet, elinde bir paket mendil. Tozdan kapkara olmuş ayak parmakları çıkmıştı kim bilir ne yollar aşındırmış sandaletinden. Yüzünde öyle utangaç bir ifade vardı ki...
Arkadaşımla bir alışveriş merkezi önünde oturmuş kahve içip sohbet ediyorduk. Utana sıkıla geldi yanıma çocuk, elimdeki Starbucks kahveyi işaret ederek: " O ne abla?" "Kahve" dedim "İster misin?" "Yok sağol abla" dedi.
Öyle tuhaf oldu ki içim. Ben markası olmayan kahveye çoğu zaman kahve demezken, dünyada birileri, hem de çok yakınımızda birileri bundan habersiz yaşıyordu.
Yanıma çağırdım, bir paket mendil aldım cüzdanımdaki tüm bozuklukları vererek. O uzun uzun baktı paralara, fazlasını geri uzattı. "Olsun kalsın sende" dedim. Yüzüne öyle masum bir gülümseme yerleşti ki, uzun zamandır yüreğim böyle içten gülümsemeyle karşılaşmamıştı.. Biz aramızda sohbet ederken arkadaşımla, O yanımızdan utana sıkıla geçip duruyordu. Ben öyle kızgındım ve hararetli bir konudan bahsediyordum ki yanıma gelip "Abla üzme kendini, geçer herşey" dedi. Öyle kalakaldım. "Gel" dedim "Otur bakalım"
"Okula gidiyor musun?" gibi klişeyle başladım sohebete. Herşey öyle hemen pat diye sorulmuyordu tabi..
"Evet, 5. sınıfa"
"Var mı başka kardeşin?"
"Bir abim var, askerden geldi yeni, iş arıyor. Bir küçük kız kardeşim bir de anam var"
"Baban?"
"Öldü" dedi yüzünü yere çevirip.
"Nerelisin?"
"Erzurum"
Kolundaki çarpuk çurpuk izlere takıldı gözüm. Kızmaya hazır şekilde "Ne o kolundaki izler? dedim.
İyice sıyırarak kolunu "Kırıldı geçen sene, ameliyat oldum, çok borca girdik abla bunun yüzünden, kaç ay çalışamadım" dedi. Utandım. İçim acıdı.
O yine de gülüyordu, masumca gülümsüyordu. Benimse içimde dışarı dökemediğim göz yaşlarım burnumu yakıyor, çenemi kilitliyordu.
Sustum...
Sonra görevli geldi. Kovdu çocuğu yanımızdan. Gitmek istemiyordu. Belli ki konuşmaya, derdini, halini anlatmaya açtı. İki adım gitti, dönüp baktı arkasına, sonra iki adım daha, iki adım daha. Uzaklaştı yanımızdan gözleri üzerimizde.
Gittim yanına tekrar. Cüzdanımdaki son paramı verdim utana sıkıla. Para vermek büyük meziyetmiş gibi. Almadı, almak istemedi. "Al dedim, sen istemiyorsan annene ver, ona veriyorum kabul et" Eline sıkıştırdım parayı. "Sen çok düzgün bir çocuksun, aferim sana, hep böyle kal ve oku, sakın vazgeçme okumaktan"
Sanki okul okuyan adam olurmuş, okumak hayattaki tek olaymış gibi, benim de söylediğime bak.. Ne denir ki bilemedim, ağzımdan dökülüverdiler işte..
Öyle mutlu oldu ki, o mutluluğu görünce yeniden çocuk oldum ben.
Yürüdüm, uzaklaştım ordan, arkama da bakmadım bir daha. Çünkü biliyordum ki bakarsam gidemem, bakarsam içimde dans eden göz yaşlarım bir yol bulup çıkacaklar dışarı. Bütün gün O'nu düşündüm. O kırık dişli, adını bile bilmediğim çocuğu.
Ey çocuk;
Eğer bir gün için bile mutlu edebildiysem, kaygılarını hafifletebildiysem, küçücük bir sevinç zerresi yerleştirebildiysem yüreğine, işte sırf bunun için bile yaşamaya devam edebilirim. Belki hiç unutmazsın bu günü, belki de yaşadığın her sıradan günden biridir sadece. Ama sen bana "Geçer herşey" dedin ya, işte onu hiç unutmayacağım ben. Senin umudun bir ışık yaktı bana, gülüşün huzur verdi.
Her zaman böyle kal çocuk, hep umutla kal. Sakın izin verme seni üzmelerine, kırmalarına ve kovmalarına. Sen o gülüşünü hiç düşürme yüzünden. Hayat yolunu ışıkla doldursun, sen büyü ve çok büyük adam ol.
Sen hep mutlu ol çocuk...
Not: Yukarıdaki resim bilbulpaylaş.com'dan alıntıdır.
Fotoğraf makinam yoktu yanımda, iyi ki yoktu çünkü ben o çocuğun resmini gözlerimle çekip, hafızama kaydettim...

3 yorum:

güneşin oğlu dedi ki...

fotoğraf makinan olmasa da yüreğine işlemişsin motif edası ile,kal sağlıcakla, göktengrim yanında olsun..

Çiğdem dedi ki...

Hem acı dolu, hemde umut dolu bir anı.. Hikaye tadında paylaşmışsın, emeğine sağlık canım :)

Burcu dedi ki...

çok teşekkür ederim güzel yorumlarınız için, çiğdem ve güneşin oğlu..