27 Haziran 2009 Cumartesi
Kanatlandık :)
Her ne kadar ikimizin bloğu olsa da sadece yazar olarak benim işlevselliğim kimsenin gözünden kaçmamış olsa gerek.. Coşkun napıyor? Her gün blog sayfasını açıp Burcu bişey yazmış mı acaba diye kontrol etmekten başka bişey yapıyorsa blogla ilgili işte ondan benim haberim yok!!
O yazmasa da ben ondan da haberler vereyim: 12 kilo vermenin hafifliğini yaşıyor kendisi.. Tartılar dile gelse de konuşsa ikimizin halini :))
Sonuç olarak mutluyuz huzurluğuz, hafifiz...
Sam için...
5 Haziran 2009 Cuma
Hachiko..

Son günlerin gündeminde Taksim The Marmara otelinin önünde yaşayan Ebru isimli köpeğin ölüm olayı var. Eceliyle mi öldü yoksa tekmelenerek mi öldürüldü? Hala muamma olan bu konudan ziyade bu sabah Hürriyet gezetesinin Kelebek ekinin köşe yaşarı Cengiz Semercioğlu'nun yazısı çok ilgimi çekti. Daha önceki yazılarından birinde Ebru köpeğin heykelinin dikilmesi gibi bir görüş belirtmişti kendisi. Bu yazısından sonra okurlardan gelen alaycı yazılara değinerek bugün ki yazısında bir köpeğin hikayesini anlatmış. Hikaye kısaca şöyle:
1924 yılında Tokyo Üniversitesinde görev yapan Japon profesör Hidesaburo Ueno küçük safkan bir Akita cinsi yavru köpek edinmiş. Adını da Japonca da sekiz tane anlamına gelen Hachiko koymuş. Her sabah evden beraber çıkıyorlar, Hachiko profesörü metronun kapısına kadar bırakıp sonra aynı yoldan evine dönüyormuş. Bir gün işinden dönen profesör metro çıkışında Hachiko'nun beklediğini görüp çok şaşırmış. Hachiko sahibinin dönüş saatini hesaplayarak ve aynı yolu kullanacağını düşünerek onu karşılamaya gidiyormuş. Geçen bir yıl süresince sahibini her sabah metroya bırakıp, her akşam iş dönüşü metro çıkışında karşılamış. Bir gün metrodan çıkmamış profesör. Gece boyunca beklemiş Hachiko. Ertesi gün ve bunu takip eden günler boyunca hep beklemiş metro çıkışında. Profesör Üniversitede kalp krizi geçirerek ölmüş aslında o gün. Hachiko her akşam sahibini beklemiş belki gelir diye Tokyo metrosunun Shibuya istasyonunda. Tam 10 yıl... 12 yaşındayken metro kapısında ölmüş Hachiko. Ve bu köpeğin bu sadakat hikayesi unutulmasın diye metro istasyonuna heykelini dikmişler!! 1987 yapımı japon filmine bile konu olmuş bu hikaye. Şimdilerde filmin Hollywood versiyonu çekilmiş(Huylarıdır, güzel olan her filmin kopyasını yapmak!). Hachiko'nun sahibini de Richard Gere canlandırıyormuş. Vizyona girer girmez gideceğim filmler listeme eklenmiş oldu kendileri. Günümüzde insanın insana bile sadakat değerlerinin sorgulandığı bu günlerde beyni birazcık gelişime açık olan insanlara ithaf olunur..
4 Haziran 2009 Perşembe
PireCİK
Bu sabah kliniğimize gelen yavru kedicik kaşınmaktan bitap düşmüştü. Hemen pire-kene ilacıyla her tarafını temizledik. Bir kaç dakika sonra üzerindeki pireler pıtır pıtır düşmeye başladı. Ben de boşum ya aldım elime mikroskop lamını koydum düşen pirelerden bir tane, mikroskoptan resmini çektim. Gözle bile zar zor görülen hayvanın aslında ne de ilginç bir yapısı var. Bize okulda Parazitoloji dersinde buna benzer çok fazla çeşit yaratık göstermişlerdi. Ama o zaman ki amaç sınav geçmek olduğu için bu kadar detaylı ve araştırmacı ruhla incelememiştim :)
Dedim ki kaç kişi pireyi mikroskopta görmüştür? Kendimi blog sakinlerine hizmete adamış olan ben sizleri böyle bir eksikle yaşamaya mahkum edemezdim :) Aslında böyle küçük canlıların, doku ve hücrelerin büyütülmüş hali görülmeye değer. Pire gibi biraz garip bir canlıyla başlamış olsamda paylaşımlarımın devamı gelecektir..
Hepinize piresiz, kaşıntısız günler diliyorum..
28 Mayıs 2009 Perşembe
4 Gün Diyeti
Bir süredir hiçbirşey yazmadığımın farkına vardım. Sebep; son 9 gündür yaptığımız diyet :)
Coşkun ve ben fazla kilolarımızdan şikayet etsekte hiç yemek yeme keyfimizden vazgeçmedik. Ta ki ben artık dur deyip bu kitabı okuyana kadar. İki günde kitabı okumayı bitirip, gerekli alış verişi yapıp, başladık diyetimize. Bu gün itibarı ile ben 3, coşkun 5 kilo vermiş bulunmaktayız. Hem de gayet düzenli ve sağlıklı beslenerek. Ama daha önümüzde koca bir 19 gün var. Toplamda 28 gün yapılan diyet sonunda istediğimiz kilolara kavuşmayı umuyoruz.
İstediğimiz kiloya kavuşunca ki ödülümüz mü? Tabi ki güzel ve sevdiğimiz bir yerde yemek yemek :)
Coşkuncuğum sana sesleniyorum: Yoğun olduğun için yazmıyosun ama biliyorum yazdıklarımı okumaktan da geri kalmıyorsun :) Diyet sonunda bi Lacivert'e götürürsün artık sanki.. Ama ben bilmiyor olayım da sürpriz olsun :))
21 Mayıs 2009 Perşembe
A İstanbul Beyim Aman...
Tarih 19 Mayıs, günlerden salı. Belki de uzun zamandır ilk defa herkesin tatil olduğu gün ben de çalışmıyorum. Uzun zamandır hasret olduğum sabah uykusunu biraz abartıp uyandıktan sonra, Egemen ve Özlem'in mükellef kahvaltı sofrasında rejim başlangıcının son günü diyerekten yemek olayını da biraz abarttık sanırım :) Sonra çıktık evden, vurduk kendimizi sahil yoluna, nereye gittiğimizi bilmeden. Egemen sağolsun, Sarıyer Öğretmen Evine gittik. Muhteşem manzara eşliğinde, çok uygun fiyatlarla harika yemekler yedik.
Deniz, yemek, tatil, huzur, daha ne isterim :)
Dışarda bir rüzgar, içimde hafif bir ürperti, balkona çıktım şöyle bir baktım deniz boyunca. Sonra bir kez daha teşekkür ettim yukarılara bakıp sahip olduklarım için, sevdiklerimle olduğum için. Biraz da hayal kurdum kendimce, şimdilik çalışmak için bir amacım olsun diye..
Gün gelir bu yazdıklarımı okuyup, işte o günlerde şimdiki hayatımın hayalini kuruyordum diyebilmek için..
Denize doyamadık, kendimizi Rumeli Kavağında bulduk.. Sarıyer'i geçtikten sonra öyle güzel bir yol gidiyor ki kavağa, sanki İstanbul'dan kilometrelerce uzakta bir sahil kasabasında gibi hissediyor insan kendini. Bulutlar üstümüzde, rüzgar iyiden iyiye kendini hissettirirken, üşüsekte deniz kenarında oturup keyif yaptık bir güzel. O gün keyfimizi bozmaya kimsenin gücü yetemezdi, yetmedi de.. Rastgele oturduğumuz restoran gelen hesapla bizi kızdırmasaydı daha iyi olacaktı ama o kadar keyifliydik ki onu bile dert edemedik.
İşte bir tatil günüm de bitti böylelikle mutlu, huzurlu..
İstanbul farklı şehir, her neresine gitsen başka bir zevk, başka bir duygu. Bundan değil midir zaten bu İstanbul aşkı? Hem yorar hem dinlendirir seni istediği zaman, istediği yerde. Sen isteyince olmaz, O'nun istemesi, keyfinin olması lazım.. Yoksa bıktırır, bezdirir günün birinde seni kabul etmek istemezse. O; duyguları olan, seven, nefret eden şehir.. O; aşkı bulduğum, en mutlu günlerimi yaşadığım şehir. O; belki de hep ondan uzaklara kaçıp gitmek istediğim şehir...
A İstanbul beyim aman sen bir han mısın
Varan yiğitleri de beyler aman yudan sen misin
Gelinleri yârsız koyan bidanem sen misin
Gidip de gelmeyen de beyler aman yari ben neyleyim
Vakitsiz açılan da beyler aman gülü ben neyleyim
A İstanbul beyim aman ıssız kalası
Taşına toprağına beyler aman güller dolası
O da bencileyin aman yârsız kalası
Gidip de gelmeyen de beyler aman yari ben neyleyim
Vakitsiz açılan da beyler aman gülü ben neyleyim
13 Mayıs 2009 Çarşamba
Benim Şirin Kumaş Torbalarım..
Evdeki bakliyat miktarı arttıkça yeni kumaş torba ihtiyacı doğdu tabi. Gittim Mahmutpaşa'ya iki metre kumaş aldım, en sevdiğim renk olan maviden. Bir de mavi kurdela. Eve geldim boy boy kestim. Makinanın başına oturdum tırrrrtttt çektim hepsinin kenarlarına dikişi. Yazdım yine üstlerine içindekileri. Mavi kurdelayla da bağladım ağızlarını. Şimdi şehriye, mercimek, fasülye, mısır unu hatta açılmış yarım makarnaları bile, ne bulursam bu torbalarda saklıyorum. Artık böcek falan da yok, içine bir tutam da tuz atıyorum hepsinin, gönül rahatlığıyla yapıyorum yemeklerimi.
İkea'dan aldığım raf sepetlerini de mutfak dolaplarına astım, onların içine koydum torbaları. Hem güzel görünüyor hem de yer kaplamıyor. Yeni fikirler arıyorsanız, bakliyatların böceklenmesinden şikayetçiyseniz mutlaka bu fikri değerlendirin. Hem kendi emeğiniz olması hem de güzel görünmesi insana mutluluk veriyor :)
Korolar Çarpışıyor, Kek ve Kahve
Bir pazartesi, bir tatil günüm daha bitti :(
Tekrar işe döndüm, gerçek hayata döndüm..
Ama çok güzel geçti pazartesi. Size tarifini verdiğim kekten yaptım kendime birkaç küçük malzeme değişikliğiyle.. İçine yarım paket hazır krema, çekirdeksiz siyah üzüm, tarçın ve vişne reçeli koydum. Beklediğimden çok çok daha güzel oldular gerçekten. O kadar yumuşak oldular ki ağızda dağılıyorlardı. Güzel kokular arasında kendime bir de aromalı filtre kahve koyup keyif yaptım. Tavsiye ediyorum mutlaka deneyin..
Kekimi keyifle yiyip, kahvemi içereken bir yandan da Show tv'de yeni başlayan bir yarışmaya takıldım: Korolar Çarpışıyor.. Televizyondaki müzik yarışmalarından gına geldiği bu dönemde gerçekten çok başarılı bir program olmuş. Bir kere ortada savaşılacak bir para ödülü olmayışı, bütün amacın her sanatçının, koronun kendi şehrine yapılacak okul için yarışıyor olması beni çok mutlu etti. İlk defa bir yarışmada jüri üyeleri birbirini paralamadı, alkışladı, takdir etti. Görmeye alışkın olmadığımız için aslında normal olan davranışlar şaşkınlık yaratıyor bizde. Kesinlikle çok eğlenceli, izlemenizi tavsiye ederim. O kadar renkli kişilikler var ki insan gülümseyerek seyrediyor.
Keklerinizi yerken yanında güzel gidiyor :)
10 Mayıs 2009 Pazar
Sen ve sevdiğin herşey...
Yıllardır anneler günümüz, gönderilen bir kargo paketinden, telefondaki buruk kutlamalardan ibaret.. En çok canımı yakan da bu işte, her istediğimde yanında olmamak. Belki de beni kucağına aldığın ilk gün ki mutluluğunun gününü yanındayken kutlayamamak. Olsun, biliyorum ki uzakta da olsan, benimlesin ve en önemlisi hayattasın, nefesinin birazını da benim için alıyorsun. Kalbin biraz da benim için atıyor. Ve biliyorum ki tüm kalbinle beni seviyorsun asla benim sana duyduğum sevgimin ulaşamayacağı kadar seviyorsun..
Nice uzun yıllarda hep seninle ve hep birlikte olmak dileğiyle, canım annem..
Seni ve senin sevdiğin herşeyi çok ama çok seviyorum.
Anneler günün kutlu olsun...
9 Mayıs 2009 Cumartesi
Dizi mi dediniz?
Bu aralar bu diziye takılmış durumdayım. Birileri güzel falan demişti ama pek de önemsememiştim. Önüne gelenin dizi yaptığı şu sıralarda ilgiyle izlenecek, merakla takip edilecek pek dizi de yok aslında. Ama Fringe'i izleyince daha ilk bölümden çok beğendim. Zaten J.J. Abrams ismini görüp de diziye bir şans vermemek olmazdı. Sıradışı senaryosunun yanında oyuncularıyla da gerçekten taktire layık olmuş. Lost sevenlere -ki izlemeyen kalmadı sanırım artık!- tavsiye ederim. Hem Lost kadar kafa bulandırıcı olmadığı için sorularınıza mantıklı bir açıklama bulmak da mümkün :)iyi seyirler..
Küçük keyif kekleri
Dün Cevahir alışveriş merkezinin en alt katında bulunan Tantitoni mutfak gereçleri mağazasına şöyle bir bakmak için girdim. Ama bu kek kalıplarını görünce dayanamadım aldım :)Boşken bu kadar güzellerse içindeki keklerin güzelliğini düşünemiyorum..
İşte size bu kalıplarla yapmayı planladığım kekin tarifi..
Aslında bu tarifin malzemeleri büyük kek kalıplarında yapılacak kekler için uygun. Ama ben malzemelerin miktarlarını yarı yarıya veriyorum. Küçük kalıplarla tadımlık, atıştırmalık kekler için.. Gersi de sizin hayal gücünüze kalmış, denemeden mükemmele ulaşılmaz, sevdiğiniz malzemeleri ekleyerek sizin için en uygun tadı yakalayabilirsiniz :)
2 adet yumurta
1/2 su bardağı toz şeker
1 çay bardağı sıvı yağ
1/2 su bardağı süt
1/2 paket vanilya
1/2paket kabartma tozu
2-2,5 su bardağı un
Bir avuç iri dövülmüş ceviz, fındık vs.
1,5 çay bardağı reçel ve ya marmelat (arzuya göre şeftali, vişne, ahududu)
Önce şeker ve yumurtaları şeker eriyene kadar çırpıyoruz. Sonra içine bütün sıvı malzemeleri (reçel hariç) ekliyoruz. Biraz daha karıştırdıktan sonra un, vanilya ve kabartma tozunu ekleyip kek hamurumuzu yapıyoruz. En son olarak reçel ve cevizleri de ekleyip margarinle yağlanmış kek kalıplarımızın yarısına kadar doldurup fırına veriyoruz. Ben malzemelerin içine ayrıca tarçın da ekliyorum, tadını, kokusunu sevenlere tavsiye ederim.
Muhteşem kek kokusu evi sarınca yanına kahvemizi de yapıp şöyle güzelce keyif yapıyoruz.. Şimdiden heyecanlandım, bir an önce pazartesi olsa, izinli olsam da evimde keklerimle keyif yapsam :))
Bu arada eğer yolunuz düşerse tantitoniye mutlaka uğrayın, çünkü bir çok ürün indirime girmiş. Hatta internet adresinden inceleyin, fiyatları karşılaştırın..
İşte adresi: http://www.tantitoni.com.tr/tr/general/
Keyifli haftasonları..8 Mayıs 2009 Cuma
Wikipedia, dünya basınını kandırdı!
İnternet gerçekten hayatımızın bir parçası ama biraz da tembelliğe alıştığımızı kabul etmek gerek. Çocukluğumuzda bize verilen okul ödevlerini kendi ağırlığımızdaki ansiklopedi yığınları içinde kaybolarak araştırıp, yazıp, öğrenirdik.. Şimdi araştırma google'dan, yazma copy paste'den, öğrenme ise web sayfalarından ibaret oldu.. Yanlış anlaşılmasın, tabiki internetten alınan bilgilerin güncelliği, sınırsızlığı tartışılmaz ama yine de içimde birazcık da olsa bi geleneksellik taşıyorum :))
Bundan sonrası için de sizi bu şaşırtıcı haberle başbaşa bırakıyorum..
http://www.haberx.com/Teknoloji-Haberleri/Mayis-2009/Wikipedia-dunya-basinini-kandirdi.aspx
7 Mayıs 2009 Perşembe
Ahırkapı Hıdırellez Şenlikleri 2009
- Kolektif İstanbul
- Koçani Orkestar
- Lüleburgazlı Küçük Hasan ve Tamer Kum
- Ege Hicaz
- Mısırlı Ahmet Ritim Atölyesi
- FasaFisa Dansçıları
- Buzuki Orhan
İşte bunlar da benim dileklerim. Yanımda getirdiğim kırmızı beyaz kurdelelerimle bağlayıp astım dileklerimi. Bağlarken de içimden mutluluk diledim :)
İşte bir hıdırellez böyle geçti benim için, mutlu, eğlenceli ve bol dilekli..
Şimdi dilek ağacına bakıp bir dilek de siz tutun, belli mi olur gerçek oluverir :)
Dileklerinizin gerçek olması dileğiyle...
6 Mayıs 2009 Çarşamba
Bunu Yazan Artık Tosun Olmayacak!!
Ben küçükken yani 15-16 yaşındayken çok da kilolu biri değildim. Yukarda bir okul
Neyse çok uzattım, ilk yazıdan geveze olduğum belli olmasın, sizleri her ne yazarsam yazayım kilomdan da haberdar edeceğim. Şimdilik bu kadar, tekrar hoşgeldiniz , umarım blogumuzu beğenirsiniz. Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere...